Posts Tagged female vocalists

minoo javan

Posted on Wednesday, September 1st, 2010 at 12:24 pm

şimdi şöyle hızlıca bir giriş yapayım sonra soluklanıp hemen devam edeceğim meraklanmayın. dün yola çıkmadan evvel lastfm’deki arkadaşlarımdan birinde görüp dinlediğim, vurulduğum ikinci bir persian hatun var burada.

“hey yar hey yar” askerde hiç bıkmadan cafedepass dinleyen sevgili arkadaşımız için geliyor. :)

hey yar hey yar

agar baran

day balal

ya rab

camera obscura

Posted on Saturday, June 26th, 2010 at 11:36 am

http://images.publicradio.org/content/2009/06/08/20090608_camera_obscura3_33.jpg

ilk dinlediğimde eskilerden kalma şarkılar gibi gelen ama eski olmayan, çok akılda kalıcı çok etkileyici müzikler olmasa da saatlerce dinlenen, yokluğunda aranan, kulağına çalındığında rahatlatan…bir şeyleri anlatmak için doğru kelimeleri aramak ve bulamamak ve dolayısıyla da camera obscura’nın çağrıştırdıklarıyla ilgili iki çift laf edememek.

son albüm my maudlin career. ama let’s get out of this country baş tacı. geçenlerde bir dizide de bu albümden bir şarkı çalmıştı, yoksa filmde miydi? neyse işte, bu aralar dizilerde, filmlerde sevdiğimiz şarkılarla karşılaşmak yolda bir arkadaşla karşılaşmak gibi.

french navy

my maudlin career

careless love

dory previn

claire pichet

Posted on Wednesday, June 9th, 2010 at 12:35 pm

kendisi yann tiersen’in en çok şarkı söylettiği kadın sanırım. onu en çok rue des cascades adlı şarkıyı söylediği konser kaydından izlediğimde sevdim. yann tiersen’in çaldığı piyanoya titrek titrek eşlik ediyordu. yann’ın çalıp claire’in söylediği şarkılardan bir seçme yaptım. huzur versin, gönül açsın diye..

rue des cascades

summer 78

la rupture

naomi

photo: kaçakkova

maria ana bobone

Posted on Tuesday, June 8th, 2010 at 1:22 pm

cuma gecesi gelen bütün izinler iptal telefonuyla çok güzel geçeceğini sandığım hafta sonum istanbul’da kalmak zorunda kalarak felaket sıkıcı bir şekilde yaşandı. hayırlısı böyleymiş felsefesinin en sıkıcı müridlerinden biri olarak bu iki gün çeşitli çıkarımlar yaparak geçirildi. ardından yağmurlu bir haftaya başlandı. yağmur sorun değil de 12′de okula gidip bir saat toplantı yaptıktan sonra sonunda “hadi şimdi tatil, evinize gidin” demeleriyle yine sıkıcı bir gün yaşandı. sıkıcı çünkü bu sakat yalnızlığı unutturacak bir şeyler yapmazsam dünya çekilmez bir yuvarlak olup üstüme çöküyor. sonra bugün oldu. bu sabah deliler gibi yağmur yağmasına rağmen ne okulun programı iptal oldu ne de valilik beklenen açıklamayı yaptı. haddizatında soğuktu, hava karanlıktı ve hiç gidip eğlence programı sunacak halim yoktu. ne zaman vardı ki? peh!

böyle günler peş peşe sıralanır işte, durduramazsın, değiştiremezsin. fadoları hatırlarsın. okyanus kenarlarına gidersin, nasıl koktuğunu bilmediğin okyanus kenarlarından derin nefesler alırsın fadolarla.

maria ana bobone’nin iki bin altı tarihli “nome de mar” adlı albümü son günlerin favorisi. gitarra tıngırtıları insanı sakinleştirir, okyanuslara götürür, getirir, nefes aldırır.

fado lisboeta

fado da sina

ave maria

hindi zahra

Posted on Tuesday, April 13th, 2010 at 2:06 pm

http://farm3.static.flickr.com/2646/3880115227_a32b6944d7.jpg

ya da başka bir deyişle son alışkanlığımız.

çirkince de bir kız ama olsun seviyoruz evlenicez.

beautiful tango

fascination

at the same time

ustad mahwash

Posted on Sunday, March 14th, 2010 at 5:37 am

pazar kahvaltısı: van’dan gelen çörekler, otlu peynir ve benim ilk kez doğru düzgün yapabildiğim pancakeler… tabi pancaketeki yoğun yumurta kokusu ikimizi de baydı. nutellla olmasa işimiz çok zordu. ardından insanlara nasıl doyduğumuza dair konuştuk. insan doyar mı hiç sevdiği insanlara? doyuyor. biliyorum, yalancılığın sırası değil. bazen uzak uzak olalım istiyorum. hoş artık çoğu kişiye uzağım. arada bir insanlar arasına karışıyoruz sonra doğru eve kaçış; gölbaşı ya da dağbaşı fark etmez. başarısız pancakeler yapmak başarısız insan ilişkileri kurmaktan daha güzel. kalan pancakelerle frizbi oynayalım dedi emre, annemi taklid ederek, nimetle oyun olmaz, dedim. bahçeye çıkıp ağaçların etrafındaki otları koparmam, ektiğim lavantalara bakmam gerek. hoş iki de bir bakmakla büyümüyor bu otlar. ama heyecan işte..

ustad mahwash ise burada görülen ikinci afgan. ariana delawari’den sonra. kendisi afganistan’da ilk kez ustad unvanını alan kadın.radio kaboul albümünü, ensemble kaboul ile birlikte kaydetmişler. ilk şarkısı mevlana’dan geliyor, bişnev ez ney çün hikayet mikoned diye başlayan mesnevi’den. üniversite yıllarımı hatırlıyorum, bu on beyti ezberlemeye çalışıp bir yıl boyunca uğraşıp nasıl başarısız olduğumu, o yılki farsça dersini bir sonraki yıl nasıl tekrar ettiğimi, mesnevi’den nasıl soğuduğumu.. yıllar sonra bu albümde karşıma çıktı tekrar bu beyitler. artık aramız daha iyi sanırım.

üçüncü şarkı da o geleneksel afgan şarkısı laili jan. ariana delawari de söylemişti bunu. ustad mahwash’inki daha orijinal olanı tabii ki.

beshnaw as naj

mola mamad djan

lailii djan

suzanne vega

Posted on Saturday, March 6th, 2010 at 2:26 am

suzan.jpg

son günlerde suzanne vaga’nın “close up vol.1 love songs” albümünü dinlemekteyim. kımıl kımıl sakin sakin biraz da acıklı şarkılar. özellikle mutfakta çok faideli. yemek yapmak için ilham verdiğinden değil tabii; dinlendirdiğinden, sakinleştirdiğinden. zaten hava kapalı, yağmur yağdı yağacak, rüzgar esiyor, songs in red and gray çalarken bir fincan kahve….diyerek hayallere dalmak mümkün ve fakat epeydir kahve içmediğimi, canımın kahve istemediğini fark ediyorum. yazık.

caramel

songs in red and gray

knight moves

lena chamamyan

Posted on Friday, March 5th, 2010 at 9:53 am

http://www.lenachamamyan.net/gallery/14.jpg

lena chamamyan suriye ermenilerinden. arapçayla nasıl jazz söylenir ya da yapılır onu anlatıyor. henüz sadece iki albümü var. aşağıdaki şarkılar iki bin yedide çıkardığı ikinci albümü “shamat”tan. bu arada pek meşhur arap şarkısı “lamma bada”yı bittabi o da okumuş. şuradan dinleyebilirsiniz. ama yine de hamza el-din ve radio tarifa’dan dinlediğimiz lamma bada’nın yeri hep ayrı.

bali meak

cha’am

yamma lala

ps1. eğer ki gün içinde iki post yazıyorsam bu sadece ve sadece benim bir hafta rapor aldığımı ve on gün kadar evde pinekleyeceğimi gösterir. çok basit.

ps2. ilk cümleyi bi’ kaç şekilde yazmak ve silmek durumunda kaldım. doğrusu nedir açıkçası bilemedim.
suriye’de yaşayan ermenilerden
ermeni asıllı suriyeli
suriye ermenilerinden
suriyeli ama ermeni
ermeni
suri

ps3. bi’ de arapça kelimelerde geçen ع sesini ne e ne a ile karşılamak mümkün. ol sebepten bazı yerlerde 3 yazıyorlar ayn yerine. komik. bali m3ak mesela.

Rökkurró

Posted on Saturday, February 27th, 2010 at 2:14 pm

eğer bu müzisyenler olmasaydı ben ne raykjavik adlı bir şehrin varlığından ne de izlanda adasının tam olarak dünyanın neresinde olduğundan haberdar olacaktım. tıpkı haşmet babaoğlu’nun geçen pazarki yazısında cafe de pass’tan bahsettiğini bir hafta sonra duyduğum gibi. işin ilginci blogun yaşadığı teknik sorundan da günler sonra haberim oldu. neyse ki sorun halloldu. sanırım ki cumartesi 11 olan ziyaretçi sayısının pazar günü aniden 1.2oo’lere çıkmasının bunda etkisi büyük. huzurlarınızda kendisine teşekkür eder, mahalle bakkalı zihniyetiyle iş yapan cafe de pass’ı bir daha çökertmemesini umarım. :)

rökkurró yine izlanda manşeli bir grup, çello çalmaları ve paavoharju’yu hatırlatmaları benim için önemli. özellikle ilk parçayı -ki adını söyleyemiyorum- tekrar tekrar tekrar dinlemek beni rahatlatıyor. iki bin yedi yılında çıkardıkları ilk albümleri “Það kólnar í kvöld…” den üç parça tüm icelandic severler için geliyor.

ps. çok durduk izlanda’da, çöllere inmek gerek. biliyorum.

hetjan á fjallinu

ljósglæta

Í sjávarháska

coralie clément

Posted on Tuesday, February 2nd, 2010 at 12:44 am

http://userserve-ak.last.fm/serve/500/3912206/Coralie+Clment+cc.jpg

fransızca sözlü hafif müziği kış geldiğinde, bilhassa da kar yağdığında dinlemeyi seviyorum. bu kara da “coralie clément” rast geldi. harikulade bir ses. seksen iki doğumlu fakat üç tane albümü var. aşağıdaki şarkılar iki bin iki yılında çıkan ilk albümü “salle des pas perdus”tan. dinlemeye doyamıyorum.

samba de mon coeur qui bat

le demier train

salle des pas perdus