Kalbini gerçekten ve çok derinden kıranların ( bu her zaman bir insan olmuyor, bir düşünce, bir ülke, bir yaşam şekli mesela) üzerine bir fanus kapatma iradesi bulabildiğin ve onları oldukları yerde öylece bırakmanın verdiği huzur…
Ya da bir şehirden artık gitmen gerektiğini ne zaman ve nasıl anlıyorsun? Burnuna garip bir koku mu geliyor yoksa tüm halk birlik olmuş artık orda durmaman gerektiğini şehrin her hücresinden seni iteleyerek mi gösteriyor? Neyi tutsan elinde kalarak pekala. Sadece kalabalıktan ve seslerden düşüncen ve duygun netleşememiş, ortalık azıcık durulduğunda gerçek orda, tam da ortada sana cin gibi bakıyor. Onu görmezden gelmemeli, alıp kabul etmelisin. Tabi gereğini yaparak o gerçeğin. Ve o güç yetirebilmenin verdiği huzur…
(Bazen bu huzur diye adlandırdıklarının kibir olup olmamasına dair şüphelerin var. Bu da hayatına bir şekilde girmiş bulunmuş insanların sana kendini kötü hissettirmek için kurduğu cümlelerden mi kaynaklı?)
Nereye gidebilirim? Haritayı açmak kimi bu kadar rahatlatmıştır ki hayatta? Deniz olsun mutlaka ve lütfen yeşil, artık yeterlidir bu kadar çirkin kara parçasını tırmık tırmık tırmıklayıp yuva yapmaya çalıştığın. Ellerin çamur oluyor her defasında, tırnakların kırılıyor. (Ama kalbin daha çok.)
Ben nerede olmasam orada iyi olacakmışım gibi gelir. Baudlaire miydi, kimdi, bunu kim söyledi? Hatırlayamıyorum, bulmak da istemiyorum. Unutmanın ve bir daha hiç yolunun düşmeyeceğini bilmenin, sadece uzaktan küçük anı parçalarını anlık hatırlayacağın gerçeğinin getirdiği huzur…
Bazı insanları dinlememen ve anlam vermeye çalışmaman gerek. Çünkü zaman hızlı geçiyor ve acımıyor. Bir son duygusu içini kaplıyor. Bitsin ve her şey bir an olsun durulsun istiyorsun.