Her ne kadar planlı olmasa da Alman Edebiyatından kitaplar okuyorum. Jenny Erpenbeck, Kristy Bell, Ralf Rothmann, şu aralar Bernhard Schlink. Diğerlerine kıyasla hem akıcı hem derin hem sıkmayan hem düşündüren farklı bir yanı var Alman yazarların.
Düşündüğüm zaman Amerikan Edebiyatı deyince, Latin Edebiyatı, Fransız Edebiyatı, İspanyol Edebiyatı.. hepsinin kendine has bir kokusu ve tadı var. Bunu nasıl en olur haliyle anlatabilirim bilmiyorum.
Belki de şimdi uydurduğum bir oyunu oynayarak bunu yapabilirim. Her milletin edebiyatının bana ilk çağrıştırdığı şeyleri sıralarım ve ortaya bir şeyler çıkar, böylesi daha kolay olur. Diğer türlü hepsini tek tek ele alıp anlatmaya çalışsam tam istediğim cümleleri kuramayacak gibiyim.
Alman Edebiyatı: Mesafe, ciddiyet, olağan hayat, abartısızlık, retro mobilya, konserve kokusu, aşırılıktan ve yoğun duygudan kaçınma, bölünmüşlük, kontrollü duygulanma, gerçeklik.
Amerikan Edebiyatı: Oyun, oyuncak, basitlik, yüzeysellik, hinlik, kolay okunan, belirsizlik, toz, genişlik, asıl konuyu açık açık anlatırken asıl maksadı saklama.
Latin Edebiyatı: Keder, acı, büyük olaylar, canlı renkler, yağ kokusu, gerçek dışılık, karmaşa, eski, ezilmişlik.
Fransız Edebiyatı: Belirsiz bir üstten bakış, keyif, sıkıntı, ego, derinleşen sığlık, kahve ve balık kokusu karışımı.
İspanyol Edebiyatı: En sevdiğim, uzun cümleler, anlatmaya çalıştıkça dolaşan cümleler, frapan, kızarmış ekmek kokusu, derin ve sonsuz duygusallık, gerçeğin giderek uzaklaşması…
Türk Edebiyatı: Çatışma, eşitlemeye çalıştıkça artan sınıfsallık, üsttencilik, ama samimiyet de, Türkçe, aidiyet, olmamışlık, hayal kırıklığı, bastırılan duygusallık, el ne der, sıklıkla gelen erkek kahramanı tokatlama isteği..
Bu biraz psikolog terapisinde gibi hissettirdi. Belki biraz daha kafa yormalıyım ama zihnim dağınık. Cümlelere dökemediğim hisler, kavramlar birbiri üstüne yığılmış.
Alman Edebiyatı daha çok okunmalı.
Bunları yazarken en sevdiğim almanlardan biri olan Max Richter Vivaldi’nin Mevsimlerini çalıyor. En çok Yaz 1-2-3 ü seviyorum.
Martla birlikte yaza ve denize özlem başladı yine. Her gün birkaç dakika hayalimde bir ada evinden denize bakıyorum, çocuklar hazırlansa da gidip denize girsek diye sabırsazlanarak. Güneş cildimizi yakıyor, tuzlu su saçlarımızdan damlıyor…
Çabucak kavuşalım.